Ana Sayfa Arama
Üyelik
Üye Girişi
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
JournoTurk
JournoTurk

Türkiye ve Avrupa neden kopamaz?

Fransa’da yaşayan Avukat Kerim Üster’in yazısı:Kerim Üster

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın geçtiğimiz hafta yaptığı açıklama Avrupa medyasında geniş yankı buldu. Erdoğan, “Türkiye’nin Avrupa’nın ayrılmaz bir parçası olduğunu” vurguladı. “Ayrılmaz parça” ifadesinin anlamını doğru okumak gerekiyor.

Bunun anlamı açıktır: İki taraf kopamaz, koparsa ikisi de zarar görür, kanar. Bu bir üyelik talebinden çok, görünmez ama kolay kolay kesilemeyecek bir bağın hatırlatılmasıdır.

Erdoğan ayrıca Avrupa’daki karar alıcıların tarihi önyargıları terk etmesinin iki tarafın da çıkarına olduğunu söyledi. Bu açıklamayı diplomatik bir çağrı olarak okumak gerekir.

Zira kısa süre önce Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in yaptığı bazı açıklamalar Ankara’da dikkatle not edildi. Türkiye’nin zaman zaman Rusya ve Çin’le aynı jeopolitik denklem içinde değerlendirilmesi, NATO üyesi ve AB adayı bir ülke açısından rahatsızlık yarattı. Erdoğan’ın “Biz Avrupa’nın ayrılmaz parçasıyız” çıkışı biraz da bu atmosferin yanıtı niteliğinde.

Ancak mesele yalnızca diplomasi değil. Ekonomik açıdan Türkiye zaten büyük ölçüde Avrupa sistemine entegre durumda. 1996’dan bu yana yürürlükte olan Gümrük Birliği sayesinde Türkiye, Avrupa pazarına derin biçimde bağlı. Avrupa Birliği, Türkiye’nin en büyük ticaret ortağı olmayı sürdürüyor.

Paris’te yaşayan bir Avrupalı Türk ve Fransa vatandaşı olarak şunu rahatlıkla söyleyebilirim: Sabah çalıştırdığınız çamaşır makinesinin Beko ya da Arçelik üretimi olma ihtimali oldukça yüksek.

Üzerinizdeki Zara veya Hugo Boss ürünlerinin kumaşı büyük ihtimalle Türkiye’de dokunmuştur. Avrupa’daki pek çok büyük marka üretim zincirinin önemli bölümünü Türkiye’ye dayandırıyor.

Otomotivde de tablo benzer. Türkiye bugün Avrupa’nın önde gelen otomotiv üretim merkezlerinden biri. Renault, Ford, Toyota, Hyundai ve Fiat gibi markalar uzun yıllardır Türkiye’de üretim yapıyor.

Seramikten elektroniğe kadar birçok sektörde Türkiye, Avrupa tedarik zincirinin önemli halkalarından biri haline geldi. Türkiye aynı zamanda Avrupa’nın en büyük televizyon üretim üslerinden biri olarak öne çıkıyor.

Geleceğe bakıldığında ise Avrupa’nın üretimi yakın coğrafyada tutma eğilimi Türkiye’nin önemini daha da artırıyor. Coğrafi yakınlık, sanayi kapasitesi ve lojistik avantajlar düşünüldüğünde Türkiye, Avrupa için doğal bir üretim ortağı konumunda.

Erdoğan’ın “ayrılmaz parça” vurgusu diplomatik açıdan bir çağrı, ekonomik açıdan ise büyük ölçüde mevcut durumun ifadesi.

Askeri açıdan da tablo dikkat çekici. Türk Silahlı Kuvvetleri NATO’nun en büyük ordularından biri. Boğazların kontrolü ve Türkiye’nin coğrafi konumu Avrupa güvenliği açısından kritik önem taşıyor.

Özellikle son yıllarda ABD’nin Avrupa güvenlik mimarisine ilişkin tartışmalı mesajları, Avrupa başkentlerinde savunma konusunda yeni arayışları hızlandırdı. Bu süreçte Türkiye’nin stratejik önemi yeniden daha görünür hale geldi.

Bugün Avrupa savunma sanayiinde ortak projeler, yeni fonlar ve askeri koordinasyon tartışmaları öne çıkarken Türkiye’nin de bu denklemin dışında tutulamayacağı görülüyor.

Ekonomik açıdan bakıldığında Türkiye kaliteli ve rekabetçi üretim kapasitesiyle Avrupa için önemli bir ortak olmaya devam ediyor. Tekstilden otomotive, savunma sanayiinden elektroniğe kadar birçok alanda Avrupa şirketleri Türkiye’den tedarik sağlıyor.

Bunu yalnızca istatistiklerde değil günlük hayatta da görmek mümkün. Birlikte çalıştığım bir Türk girişimci Paris’te restoran açarken mutfak ekipmanlarında Fransa yerine Türkiye’yi tercih etti. Nakliye dahil toplam maliyet daha avantajlıydı ve kalite beklentisini karşıladı.

Elbette denklemin asimetrik tarafı hâlâ mevcut. Türkiye ekonomisi Avrupa pazarına önemli ölçüde bağımlı olmaya devam ediyor. Ancak güvenlik, sanayi ve lojistik alanlarında Avrupa’nın da Türkiye’ye bağımlılığı giderek artıyor.

Tarihsel olarak Avrupa krizlerden sonra yeniden yapılanmayı başardı. Euro borç krizinden, Covid sonrası toparlanma fonlarına kadar birçok örnek bunu gösteriyor.

Bugün ise Avrupa yeni bir döneme giriyor: ABD ile ilişkilerde belirsizlik, Rusya kaynaklı güvenlik baskısı, Çin rekabeti ve ticaret savaşları.

Bu yeni tabloda Türkiye artık yalnızca bir komşu değil; Avrupa’nın güvenlik, üretim ve enerji denkleminde stratejik bir ortak konumunda.

Enerji alanında da Türkiye’nin rolü kritik. TANAP ve TürkStream gibi projeler Türkiye’yi Avrupa enerji hattının önemli geçiş noktalarından biri haline getirdi.

Bilimsel ve akademik açıdan da Türkiye ile Avrupa arasında daha güçlü iş birlikleri kurulabilir. Aziz Sancar ve Daron Acemoğlu gibi uluslararası başarı elde etmiş isimler, Türkiye’nin insan kaynağı potansiyelini gösteriyor.

Avrupa’da ise iç siyasi riskler sürüyor. Almanya’da AfD, Fransa’da RN gibi hareketlerin yükselişi Avrupa siyasetindeki kırılganlığı artırıyor.

Önümüzdeki yıllarda AvrupCuea’nın geleceğini Brüksel’den çok ulusal seçimler belirleyecek gibi görünüyor.

Güçlü bir Avrupa, istikrarlı bir Türkiye ile yakın ilişkiye ihtiyaç duymaya devam edecektir. Parçalanmış bir Avrupa ise Türkiye’yi tercih etmek yerine ona daha fazla ihtiyaç duyan bir yapıya dönüşebilir.

 

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER