Ademi merkeziyetçi bir yapı mı benimseyecek yoksa üniter şekilde mi yoluna devam edecek?
Vizöre Suriye’yi aldık ama tüm bölge için elzem konular bunlar.
Bölgedeki her aktörün rejimsel beka ve karakteristiğine uygun, menfaatleri özelinde ayrı bir Suriye tasavvuru var.
Dolayısıyla Suriye’nin gireceği her yol bölgedeki pek çok aktör için büyük önem taşıyor.
Hal böyleyken aktörlerin sürece müdahil olmak adına açık-gizli hamlelerde bulunmalarına da şaşmamak lazım.
Acımasız görünmek istemem ama korkarım ki Tunus’a, Libya’ya, Mısır’a neler yaşatıldıysa Suriye’ye de yaşatılacak.
Darbe mi, bambaşka bir iç savaş mı, devrim içinde devrim mi olacak? Makyajlanmış bir Baas mı kurulacak? Şıklara baktığımda daha çok bunları görsem de terazide hangisi ağır basacak işte onu doğal olarak bilmiyoruz.
Yoksa’sı da var tabi… Yoksa Suriye’ye her şeye ve onca aktöre rağmen bambaşka, tüm yurttaşlarını gönüllük temelinde birleştiren, meşruluğu sorgulanamaz bir rejime mi evrilecek?
Gönül elbette ki son yazdığım istikamette bir Suriye ister de Suriyeliler bunu başarabilir mi? Sicili malum bölgesel ve küresel asırlık dişliler bu yüksek kondisyonlu yüzüşe müsaade eder mi? Yoksa havuza bomba atan da çıkar mı sorusuna gönül rahatlığıyla ‘yok canım kimse o kadarını yapmaz’ da diyemiyorum.
İçerideki aktörler kafaları karışık olsa da iyi-kötü niyetlerini ortaya koydular. Kısa zamanlı bir çatışmasızlık üzerinde uzlaştılar. İsrail gibi ülkeyi bölmek isteyen aktörlerin niyetlerini de topyekun reddettiler. Aslında bu açıdan bakıldığında iç dinamiklerin pozisyonlarında bir değişim yok. Gelgelelim iç güç dengelerinde, örgütlenme noktalarında ve vizyonsal eksende yepyeni formatlara geçildiği de su götürmez bir gerçek. Bazı aktörler 14 yıllık devrim sürecini 140 yılmış gibi bir değişim-dönüşüm fırsatına çevirdiler desek yeridir.
Peki harici aktörlerin pozisyonları değişti mi işte onu yeterince bilmiyoruz. Bu noktada harici derken en önemli aktör olan ABD’yi kast ediyoruz elbette. Washington’un şu sıralara ne yapacağını kestirmek pek mümkün değil.
Hal böyleyken kesin şekilde aynı harici değişkenlerle bir deney yapıldığını, dolayısıyla sonucun da Fransız işgali sonrasına benzeyebileceğini söylemek de doğru olmayabilir.
Kesin olan şey şu ki; Suriye hangi yola girerse girsin şiddetli bir iç ve dış tartışmanın (umarım olmaz ama belki de çatışmanın) sonunda girecek. Bu yolun hangi yöne olacağı da yakında ortaya çıkmış olacak.

