Dünya uluslararası dengelerin siyasi, askeri ve ticari açıdan yeniden şekillendiği bir süreçten geçiyor. Bu fırsatı iyi kullanan ülkeler günün sonunda ekonomik ve siyasi açıdan ciddi kazanımlar elde edecek. Değişimi farklı sebeplerle ıskalayan ülkeler ise ekonomik, askeri ve siyasi açılardan ciddi bir ağırlık erozyonu yaşayacak.
Donald Trump’ın ABD Başkanı olmasından sonra Rusya ile yakınlaşma amacıyla attığı adımlar bu değişimi ana tetikleyicisi oldu.
Kanada, Japonya gibi dünyanın en gelişmiş ülkeleri, Avrupa Birliği, Trump yönetiminin girişimleri sonucu bozulan dengeler karşısında şapkalarını önlerine koyup posizyonlarını sorgulamaya başladılar.
Trump’ın yasalara ve kurumlara yönelik otoriter yaklaşımı küresel sermayenin ABD’ye bakışında da etkileri önümüzdeki dönemde daha net anlaşılacak derin çatlaklara yol açtı.
Pandoranın kutusu açıldı, cin şişeden çıktı. Öyle bir süreç açıldı ki dünya girdiği bu yeni istikametten gerçekten de yeni bir dünya olarak çıkacak.
An itibariyle bakıldığında ABD ekonomisi negatif işaretler veriyor. ABD’nin ihanetiyle bir şoke durumu yaşayan başta Almanya olmak üzere Avrupa ülkelerinde ise ekonomi canlanıyor.
Avrupa ekonomisinin canlanma eğilimine girmesinin temelinde Birliğin savunma ve teknoloji gibi alanlarda ABD ve Çin’in karşısında rakip olarak çıkma arayışı var.
ABD’nin savunma garantisinin sonsuz olmadığı gerçeğiyle irkile Avrupa ülkeleri savunma sanayilerine yönelik harcamaları aslında üç yıldır artırıyordu. Şimdi daha hızlı ve yüksek yatırımlarla Rusya tehdidi ile mücadeleye yönelik hazırlığın hızlanması bekleniyor.
Artacak savunma harcamalarının nereye gideceği konusu da bir soru işareti olarak ortada duruyor. ABD’nin Avrupa savunma harcamalarındaki payının düşmesi bekleniyor. Fransa nükleer kapasitesini paylaşıma açarak pazardaki boşluğu doldurmak istiyor.
Geçtiğimiz günlerde Türkiye’den Baykar ile ortaklık anlaşması yapan Leonardo savunma firmasının memleketi İtalya da bu değişimden payını almak istiyor. Türkiye’nin bu pastadan pay alıp alamayacağı şu sıralar hem Brüksel kulislerinde ve Avrupa medyasında tartışılan konulardan.
Sadece savunma alanında değil Yapay Zeka başta olmak üzere sanayi ve teknoloji kalemlerinde de hem tüketimin hem de üretimin stratejik perspektifle artırılacağı anlaşılıyor.
Gün geçmiyor ki yeni yatırım hazırlıkları kapsamında önemli bir teknik veya siyasi toplantı yapılmasın. Niyet açık. Avrupa Birliği artık ABD olmadan kendisini savunabilecek, dünya teknoloji pazarının yeni ürünlerinde küresel rakipleriyle mücadele etmek istiyor.
Mevcut arayış ve yönelimin Avrupa Birliği’ne has bir durum olmadığını da görmek gerekiyor. Benzeri durumda olan Kanada, Japonya ve Tayvan gibi ülkelerde de yeni arayışlar söz konusu.
Dünyanın önemli ülkelerinde böylesine büyük ekonomik ve siyasi dönüşümler yaşanırken Türkiye’nin de bu değişimden istifade edecek arayışta bulunması ülkenin geleceği için hayati önem taşıyor. Avrupa Birliği’nin Türkiye’nin ihracat pazarı içerisindeki payı yüzde 60’ın üzerinde.
Avrupa Birliği’nin hem ekonomik hem askeri anlamda etrafına baktığında en büyük potansiyele sahip ülkelerin başında Türkiye geliyor. Bununla birlikte Avrupa’nın bakması yetmiyor. Türkiye’nin Avrupa’nın çeşitlenen ihtiyaçlarına karşı etkin bir partner olarak ön plana çıkması için siyasi ve demokratik istikrarına dair olumsuz işaretler vermemesi büyük önem taşıyor.
Aslına bakarsanız şu son birkaç günü saymazsak Türkiye, Avrupa’nın bu arayışına cevap verecek bir profil çiziyordu. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın Ukrayna meselesine Türkiye’nin barış gücüne katkıda bulunabileceğine dair açıklaması, üst düzey askeri ve siyasi yetkililerinin Avrupa’nın güvenliğini ilgilendiren toplantılara davet edilmesinin önünü açmıştı.
Suriye’nin kapsayıcı bir ülke olmasına yönelik mihmandarlığı Avrupa Birliği’nin Türkiye ile yakınlaşmasını sağlamış, Kürt meselesinde başlatılan yeni süreç de insan hakları ve demokratik anlamda bir yakınlaşmayı güçlendirecek önemli bir adım olarak görülmüştü.
Nitekim sunmaya başladığı bu makul ve güçlü Türkiye profil, ekonomiye de olumlu yansımış, Ankara’yı uzun bir aradan sonra bir kez daha Avrupalı lider ve bakanların en çok aradığı başkentlerden biri yapmıştı.
Neylersin ki her ne hikmetse son bir aydır Türkiye’yi dünyada ortaya çıkan yeni fırsatlardan uzaklaştırma potansiyeli yüksek riskli hadiseler yaşanır oldu. Siyasi şaibesinin yüksek olduğu iddia edilen yargı süreçleri bir değil bin çuval inciri berbat etmeye başladı.
Ne diyelim. Türkiye siyasi tarihi açısından maalesef eşi benzeri oldukça fazla tatsızlıklar bu yaşananlar. Siyasi krizler aşinayız, bunlar gelip geçer elbette de dünyadaki bu büyük değişimin Türkiye’ye açtığı bu fırsat penceresi kaçarsa bir daha ne zaman yakalanır iyi düşünmek gerekiyor.
Ramazan Yasinoğlu

