Bir yanda takas ve geçici de olsa bir huzur umudu var, hem Gazze hem dünya hem de İsrail için. Diğer tarafta ise yeni bir tufan, daha büyük bir ilhak ve soykırımın sürmesi ihtimali.
ABD Başkanı Donald Trump’ın görevi devralmasından bir gün önce ne de güzel bir gelişme yaşanmıştı. Kana susamışlar hariç herkesi sevindiren halen de İsrail’in tahriklerinde rağmen devam eden mevcut ateşkes süreci başlamıştı…
Görevi devralmadan önce dünyaya ve bölgeye savaşsız bir dünya vaat etmişti Trump. Vaadinde durduğunun/duracağının bir işareti görevi daha devralmadan kendisi gibi emlakçı olan dostu Steve Witkoff’u Ortadoğu Temsilcisi sıfatıyla İsrail Başbakanı Netanyahu’yu göndermişti.
İsrail basınına sızan bilgilere göre; milyarder emlakçı Witkoff toplantıda Netanyahu’ya ‘Başkan Trump bu ateşkesin olmasını istiyor, gerisi size kalmış’ diyerek sopayı göstermişti.
Böylece bir yıldır koşulsuz ABD desteği sayesinde cürmünden büyük bir işe soyunup, insanlık vicdanını yakan Filstinli soykırımını yapan Netanyahu’nun ‘kesinlikle mümkün değil’ dediği ateşkes bir anda mümkün hale gelmişti.
YENİ BİR KAN GÖLÜ VE NEKBE Mİ?
Maalesef yeşerttiği bu umudun tehlikeye girmesine neden olan da yine ABD Başkanı Trump’ın kendisi oldu. Netanyahu’yu 4 Şubat’ta Beyaz Saray’da üç saat görüştüğü bir toplantıda ağırlayan Trump, Gazze’deki mazlumları, barış isteyen İsraillileri ve tabi bölgede huzur talep eden herkesi yeni bir kan gölü ve Nekbe, yani tehcir ile tehdit eder nitelikte açıklamalarda bulundu.
Trump’ın söylediklerinden ne anlamamız gerektiğine geçmeden önce verdiği mesajları mealen de olsa hatırlamakta fayda olacağına inanıyorum.
Gelişmeleri takip edenlerin neredeyse tamamına göre; verdiği en kayda değer mesaj iki milyon Gazzelinin nasıl yapılabileceği meçhul şekilde bölgedeki ülkelere iskan edilmesi planıydı.
Teklifin inandırıcı olmamakla birlikte şaşırtıcı bir boyutu, Trump’ın İsrail’in Gazze Şeridi’ni savaş bittikten sonra yeniden imar edilmek üzere ABD’ye teslim edeceğini söylemesiydi.
Verdiği diğer bir müphem ve mühim mesaj Batı Şeria ile ilgiliydi. Bölgenin İsrail tarafından ilhakına dair yakında bir açıklamada bulunacaklarını söyledi. Bana kalırsa bölge için cehennemin kapılarını ardına kadar açabilecek cürrete eriştiğini göstermek istediği esas mesajı buydu.
Beyaz Saray’daki Netanyahu her ABD başkanı karşında görmeye alıştığımız mafyavari pragmatimiyle nam salmış dalkavuk Netanyahu’ydu. Trump’ın Netanyahu kendisini pohpohlamadan önce İsrail’in ABD’nin gücü sayesinde güçlü durabildiğini ima eden sözleri de kayda değerdi bana göre.
Amerikan Başkanı’nın, 11 Şubat’ta da Gazzelileri ülkesine kabul etmesini istediği Ürdün Kralı Abdullah ile Beyaz Saray’da görüşeceğini hatırlattıktan sonra şimdi Trump’ın bir süredir her fırsatta dile getirdiği Gazze planını arka planıyla birleştirerek yorumlamaya başlayabiliriz.
2017-2021 ARASI DÖNEMİ HATIRLAYIN!
Bu noktada önümüzdeki en iyi kılavuzun Trump’ın 2017-2021 arasındaki birinci başkanlık dönemi olduğu kanaatindeyim.
Bu devirden kalan izlenimlerim bana Trump’ın pazarlığı çok yukarıdan açmayı seven ama her zaman cebinde B ve C planlarını da hazır tutan bir lider olduğunu hatırlatıyor.
Kuvvetle muhtemel ki; Trump, ‘Gazze’yi yeniden inşa edeceğiz’ derken bizzat ABD eliyle inşa etmeyi kast etmiyor.
‘İki milyon Gazzelinin gidebileceği çok yer var’ demesi de toptan bir etnik tehciri nihai ve realist bir hedef olarak sıkı sıkıya sahiplendiği anlamına gelmiyor.
EN BÜYÜK ALAMETİ FARİKASI
Her meseleye bir arsa üzerinde inşaat yapmaya hazırlanan, bunun için de taşınmazın sahibini ikna etmeye çalışan bir müteahhit gibi yaklaşıyor.
Karşı tarafın ne oranda tavizkar olabileceğini anlamak için maksimalist taleplerde bulunuyor. Bu doğrultuda taktiklere başvurmayı bundan zevk alacak kadar vazgeçemeyeceği derecede seviyor diyebilirim.
Aslında Trump’ın işadamlığı kariyerinin en büyük alameti farikası da buydu. İmkansız gibi görünen pek çok projeyi bu taktik ve alternatif planlarının cebinde hazır olması sayesinde başarmış bir iş adamı var karşımızda. Karakterini değiştirebileceği yaşta olmadığı gerçeğini de ıskalamamak gerekiyor.
Karşı tarafın pozisyonunda ne kadar tavizkar, ABD’ye karşı da ne kadar tahripkar bir kapasite kullanımına hazır olduğunu bu şok edecek düzeyde uçuk maksimalist taleplerle tartıp anlamaya çalışıyor.
Elde ettiği verilerle, çarpışmanın kaçınılmaz olduğu düşünülecek noktaya kadar da gidiyor. Çoğu kez bekliyor ve kopuşa ramak kala da pozisyonunda herkesi hayrete düşürecek rasyonel revizyonlar yapıyor.
Bunun en bariz örneğini 2019’da Kuzey Kore Lideri Kim ile yaşadığı gerilimlerde seyrettik. Kısaca hatırlatmak gerekirse; bu krizde Trump önce Kuzey Kore’yi yok etmekle tehdit etti. Kim Jong Un ile kavgada söylenmeyecek düzeyde bir laf dalaşına girdi. Nükleer savaşın kaçınılmaz hale geldiği düşünülen anda da olumlu anlamda inanılmazı yaptı. Kim ne der diye düşünmedi gitti Kuzey Kore lideri ile el sıkıştı. Aynı davranış kalıbının benzerini şimdilerde Meksika ve Kanada ile sergilediği atışmalarda gözlemliyorum.
Esas konumuza dönecek olursak, Trump’ın öne sürdüğü planın ulaşılması neredeyse imkansız talepler içerdiğinin farkında olmaması mümkün değil.
Muhtemelen cebinde her zamanki gibi yine B ve C planları var. Şu an öne sürdüğü talepler onun için kuvvetle muhtemel A planı bile sayılmaz.
Tartışma ve gerilimin sonunda masaya koyacağı plana gelişmelere göre karar verecek. Bu gelişmelerin seyrini belirleyen muhatap gördüğü Müslüman ülkeler olacak.
Bölgenin mevcut hali fazla iyimserliğe müsait değil farkındayım. Zaten ne zaman oldu ki değil mi? Bununla birlikte size yine de Filistin’in özellikle Körfez ülkeleri tarafından samimiyetle sahiplenilmesi halinde, Trump’ın cebinden İsrail Başbakanı Netanyahu’nun canını yakacak bir planın çıkmasının da ihtimal dahilinde olduğunu söyleyebilirim.
Konuk yazar: Anadolu Ajansı Dış Politika Analisti Özcan Tikit

