ABD Başkanı Donald Trump 20 Ocak’ta Başkanlığı devralacak. Trump başkanlık kampanyası sırasında Ukrayna ve Rusya arasındaki savaşa son vereceğini pek çok kez açıkça dile getirdi.
Rusya Devlet Başkanı Putin ile sıcak ilişkilere sahip olduğu önceki Başkanlık döneminden biliniyor. 20 Ocak’taki devir teslim töreninden sonra Başkan Trump’ın Putin ile görüşüp Ukrayna krizini müzakere etmesi dünyayı bekleyen bir vaka olarak görülebilir.
Bu konuda ilk işaret de verildi. Kısa süre öncesine kadar Putin ile görüşmeyi kesin bir dille reddeden Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenski geçenlerde ‘Trump ile görüşmeden Putin ile görüşmem’ dedi.
Başta yeni bir reddiye olarak algılanan Zelenski’nin bu açıklaması diplomasinin şeytanı ayrıntıda gizleyen maharetine teşne uzmanların dikkatinden kaçmadı. Zelenski esasında bu çıkışla Trump ve Putin’i kendisiyle sıralı veya aynı anda buluşturan bir üçlü zirve ihtimaline kapı aralamış oldu.
Bu zirve fikri dünyaya eşkere edildiği anda ortaya çıkacak soru ise toplantının nerede gerçekleşeceği olacak. Bu tür zirve ve müzakereler nedense genellikle ya Avusturya’nın başkenti Viyan’da veya İsviçre’nin Cenevre ve Lozan gibi kentlerinde yapılır.
Özellikle İsviçre bu konuda inşa ettiği rolünü korumaya özen gösterir. Ülkenin diplomatik refleksleri de bu yönde gelişmiş olmalı ki Rusya-ABD Zirvesi’nin nerede yapılacağı meselesine dair ilk beyanat birkaç gün önce İsviçre’den geldi.
İsviçre Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Nicolas Bideau ‘Rusya ve ABD’ye bu konuda hazır olduğumuzu düzenli olarak iletiyoruz’ açıklamasında bulundu.
Oysa, Ukrayna meselesi bugüne kadar İsviçre’nin doğal evsahipliği yaptığı kriz müzakerelerinden farklı, İsviçre’nin diplomatik rolünü zora sokan bazı detaylar içeriyor.
İsviçre, Rusya-Ukrayna krizinde rolünü yaptırımlar bahsinde AB ve ABD ile aynı bloka önden yazılmış, Moskova’ya açıkça kılıç sallamıştı. Moskova da İsviçre’nin geleneksel diplomatik tarafsızlık tavrından vazgeçen bu tavrını not ettiğini ve bunun bedeli olacağını gösteren açıklamalarda bulunmuştu.
Ayrıca İsviçre’nin son yıllarda ev sahipliği yaptığı krizlerde sıfır pozitif sonuç ürettiği gerçeği de herkesin önünde bir realite olarak duruyor. Suriye de bu gerçeğin en somut en güncel örneği değil mi? 2012 yılından beri dünya Cenevre’de aramayı tercih etti ama düğüm çözümü adım Türkiye’den geldi.
Görüşmelere ev sahipliği konusunda istekli olan başka bir ülke de Macaristan. Bu ülkenin de Başbakanı Victor Orban itibarı tarafları uzlaştırma huşunda fazla tartışmalı bir isim. İkircikli tavrı ve özgül ağırlığı ile tezat arz eden kurnaz histerik çıkışları ve neticede AB üyesi ülke olması gibi hususlar Macaristan’ı da küme dışına itiyor.
Günün sonunda Zirve’nin ev sahibi olarak Türkiye’nin adının öne çıkması gerekiyor. Zaten savaşın başından beri tarafları buluşturabilen başka bir ülke de çıkmadı. Türkiye bugüne dek pek çok kez Ukrayna ve Rusya, Rusya ile ABD arasında farklı düzeylerde müzakerelere ve takas ile sonuçlanan anlaşmalara ev sahipliği yaptı. İstanbul anlaşmasıyla dünyayı tahıl krizinden çıkaran da Türkiye’nin arabulucu rolüydü.
Jeopolitik konumu ve savaşın başından beri izlediği kimseyi düşmanlaştırmayan, herkesi çözüme teşvik ederken krizdeki rolünden de kaçınmayan dış politikası ile bu Zirve’nin doğal ev sahibi bellidir.
Son dönemde Afrika’daki köklü sorunların çözümünde oynadığı rollerle de Türk diplomasisi güzel bir tecrübe biriktirdi. Şimdi neden olmasın? iki küresel güç ABD ve Rusya’nın liderleri neden İstanbul veya İzmir’de bir araya gelmesinler?…
Mesele Ukrayna krizinin çözümünün öneminin anlaşılacağı atmosfer ise İstanbul’dan, hem Rusya hem Ukrayna’nın ümüğü olan Boğazlar’ın tarihsel hakimi Türkiye’den daha uygun yer mi var?
Gazeteci Özcan TİKİT

