Orta Doğu’da artan gerilim, küresel enerji piyasaları üzerinden makroekonomik dengeleri etkileyebilecek bir başlık olarak öne çıkıyor. Özellikle Hürmüz Boğazı’na yönelik risk algısındaki yükseliş, enerji arz güvenliği ve fiyatlama davranışları açısından yakından izleniyor. Dünya petrol ticaretinin yaklaşık beşte birinin geçtiği bu stratejik hat üzerindeki her belirsizlik, piyasalarda oynaklığı artırıyor.
Resmi bir kapanma teyidi bulunmasa da tanker trafiğinde yaşanan yavaşlamalar ve rota değişiklikleri, enerji fiyatlarına risk primi olarak yansıyor. Bu durum sigorta maliyetlerini artırırken petrol fiyatlarında yukarı yönlü baskı oluşturuyor.

İLK ETKİ AKARYAKITTA
Türkiye açısından tablo net. Enerji ithalatçısı bir ekonomi olarak petrol fiyatındaki artış, önce akaryakıt fiyatları üzerinden hissediliyor; ardından taşımacılık ve üretim maliyetleri yoluyla genel fiyat seviyesine yansıyor. Artan enerji faturası döviz talebini yükselttiği için kur üzerinde baskı oluşabiliyor. Böylece jeopolitik risk, petrol-kur-enflasyon hattı üzerinden makro dengelere taşınabiliyor.
Petrol fiyatında kalıcı her 10 dolarlık artışın cari denge ve enflasyon üzerinde ölçülebilir etkisi bulunuyor. Enerji ithalat hacmi dikkate alındığında bu artış cari açığı milyarlarca dolar büyütebilirken, enflasyona yaklaşık 1 puan civarında yansıma potansiyeli taşıyor. Kur hareketlerinin eşlik etmesi halinde etki daha belirgin hale gelebiliyor.
Jeopolitik risk artışı aynı zamanda küresel risk iştahını da etkiliyor. Gelişmekte olan ülkelere yönelik sermaye akımlarında yavaşlama görülmesi durumunda kurlar ve risk primleri yükselebiliyor. Bu da finansman maliyetlerini artırarak para politikasının manevra alanını daraltabiliyor.

Ekonomi Gazetecileri Derneği Başkanı Hasan Arslan
DAHA DAYANIKLIYIZ
Bununla birlikte Türkiye, geçmiş dönemlere kıyasla dış şoklara karşı daha güçlü bir politika çerçevesine sahip. Rezervlerdeki toparlanma, cari dengedeki iyileşme eğilimi ve para politikasında sürdürülen sıkı ve öngörülebilir duruş, olası enerji kaynaklı oynaklıklara karşı önemli bir tampon oluşturuyor. Küresel riskler artsa da, mevcut politika seti ve ekonomik dayanıklılık kapasitesi sürecin yönetilmesine imkân sağlayabilecek bir zemin sunuyor.

