Ana Sayfa Arama
Üyelik
Üye Girişi
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Tarihi eşik: Terörsüz Türkiye için ‘barış’ özlemi daha baskın

Journoturk’te yaptığımız kamuoyu araştırmasının sonucu toplumun terörsüz Türkiye hedefiyle başlatılan

Journoturk’te yaptığımız kamuoyu araştırmasının sonucu toplumun terörsüz Türkiye hedefiyle başlatılan süreçte geldiğimiz örgütün kendini fesh etmesi noktasına dair önemli veriler sunuyor.

Anketimizde katılımcılara tek bir soru yönelttik: PKK’nın fesih kararı sizce olumlu bir adım mı? Cevap olarak da Evet, hayır veya fikrim yok demelerini istedik.

Bu soruyu online olarak 6494 kişiye yönelttik, yaklaşık 1000 kişiden cevap alabildik.

Katılımcıların yüzde 51’i kararı olumlu karşıladığını söylerken, yüzde 31’i de olumsuz bulduğunu ifade etti. Buna karşılık yüzde 18’i de fikri olmadığını söyledi.

Tablo toplumun çoğunluğunun sürece açık desteğini gösterirken ortada bir kafa karışıklığı olduğu gerçeğini de gözler önüne seriyor.

Tahayyülleri zorlayan bu sürecin devlet ve toplum açısından ne anlama geldiğini derinlemesine işlemek, hazmı ve idrakine katkı sunmak biraz da biz gazetecilere düşüyor.

‘Devlet’ olarak adlandırdığımız organizasyonun modern dönemdeki ayırt edici özelliği ‘meşru şiddet tekeli’dir.

Kimi uzmanlar bunu ‘yetkilendirilmiş şiddet’ olarak da tarif eder. Bunun anlam ve amacı, vatandaşların ‘ortak iyiliği’ için onlara yüklenen bazı sorumluluklar karşısında yaptırım uygulama yetkisidir.

Bir ülke sınırları içerisinde yalnızca devlet, yani güvenlik güçleri silaha sahiptir ve yasal sınırlar içerisinde vergisini ödeyen vatandaşlar için bunu gerektiğinde kullanır. Bu hak ve yetki dışında, kendine ait bir motivasyon ile güvenlik güçleri dışında silah kullanarak amaçlarını gerçekleştirmeye çalışan grupları terör örgütü olarak kabul ediyoruz.

Bu kavram modern dönemde tartışmalı olsa da, nesnel ve açık bir tarafı var. Her ne fikir ve amaç doğrultusunda olursa olsun, devleti ve halkı yıldırmaya, karar mekanizmasını manipüle etmeye ve korku oluşturmaya dönük silahlı eylemlerde bulunan yapılar meşruiyetten uzaktır.

Türkiye, 40 yılı aşkın süredir terör ile mücadele eden bir ülke. Bu mücadelenin odağında ise PKK terörü var. Mücadele, elbette acılarla, dinmeyen sızılar ile, zaman zaman beklenti ve hayal kırıklıkları ile özetle her periyodunda şehitler, kaybedilen canlar ile dolu. Türkiye, bu süreçte yaklaşık 40 bin insanını toprağa verdi. Herkes birinin babası, eşi, kardeşi, yoldaşıydı. Yalnızca manevi ızdırap değil, maddi kayıplar da memleketin geleceğini çaldı ve yıllarca bir sarmala mahkum etti.

Diyarbakır’ın Lice ilçesine bağlı Fis köyünde 1978 yılında yapılan toplantı ile kuruluşunu ilan eden PKK, jandarma onbaşı Süleyman Aydın’ı şehit ederek ilk silahlı eylemlere başladığı günden bu yana, Türkiye’ye 4 trilyon liradan fazla ekonomik kayıp yaşattı…

Siyasi çizgisi ve hayata baktığı yer neresi olursa olsun, bu topraklarda yaşayan ve bu topraklara dair bir gelecek ümidi taşıyan herkesin ortak beklentisi, terörün son bulması. Türkiye, terörle mücadelesinde hedefini ‘terörü ülke gündeminden çıkarma’ ifadesi ile tarif ediyor. Bunun bir anlamı olsa gerek.
Gündemimiz bu süreçte kimlikleri ve öncelikleri de belirledi keskinleştirdi. Şimdi söylendiği gibi terör Türkiye’nin gündeminden çıkacaksa devletin ve toplumun kimlik ve ezberlerinde de bir değişim ve dönüşümün yaşanacağı varsayılabilir.

On yıllardır Türkiye’nin potansiyelinin konuşulduğu her an ve platformda terörün nasıl bir engel olduğunu söylemek bir marifet olmaktan bile çıktı, bir ezbere dönüştü.

Hepimizin tüm çıplaklığı ile tanık olduğu bir gerçekliğin ezberi elbette.

Çünkü terör Türkiye’nin kalkınmasının, potansiyelini bir etki ve sonuca dönüştürmesinin, kaynak ve imkanlarını farklı alanlarda kullanmasının önündeki en büyük engeldi. ‘Türkiye’nin en önemli sorunu sizce nedir?’ sorusuna verilen yanıtlarda ilk sırada genellikle hep ‘terör’ vardı.

Nasıl olmasın ki? Sanki Türkiye jeopolitiğinin bir kaderi gibi kabul görmüştü. Kimine göre ülke üzerinde oynanan oyunların bir yansıması, kimine göre ise geçmişteki hataların bedeliydi. Çıkış noktası her ne olursa olsun sonuçları bir milletin omzuna, yüreğine ve düşünce yapısına yükleniyordu.

Bugün tarihi bir eşikte olduğumuz konusunda herkes hemfikir…

Yaşadığımız günleri ‘terörle mücadele’ ya da ‘kürt sorunu’ bakımından tarihi ve kayda değer kılan farklı noktalar var.

Meselenin hem iç siyaset hem de bölgesel konjonktür bakımından kendine özgü tarafları var bu kez.
Sürecin adı ‘Terörsüz Türkiye’. Siyaset kurumunun tüm aktörleri ve toplumun tüm kesimleri bu çarpıcı sloganın altının nasıl doldurulacağını merakla beklerken önemli gelişmelere de tanık oluyor. Elbette hepimizin kilitlendiği bir sürecin içerisindeyiz

Öncelikle terör örgütü PKK’nın Türkiye’de eylem yapma kabiliyetinin artık tamamen son bulduğunu, ülke sınırları içerisinde dağlarda neredeyse terörist kalmadığını devlet yetkilileri özellikle son birkaç yıldır altını çizerek belirtiyor.

Türkiye’de son yıllarda meydana gelen terör saldırılarının kaynağının Suriye olduğu bilinmekte. Suriye iç savaşının başlaması ve bölgede meydana gelen otorite boşluğu ile birlikte uluslararası meşruiyet için eşsiz bir fırsat bulan terör örgütü PKK, bunu değerlendirmek için çeşitli aktörler ile çeşitli angajmanlara girmiş ve Suriye’deki şartlardan kaynaklanan projeksiyonların parçası olmuştu.

Uzmanlar Türkiye’deki dağlardan Suriye’ye 10 binden fazla teröristin geçtiğini söylüyor. Aslında hem Türkiye’nin iradesi dışında gelişen ve ‘konjonktür’ olarak adlandırdığımız etkenler bütünü, hem savunma sanayi yatırımları ile yani inovatif girişimler ile artan teknolojik kapasite ve ‘kaynağında kurutma’ olarak değişen yaklaşım hem de ‘barış versiyonu’ konusunda bugüne kadar edinilen tecrübe ile bugüne geldiğimizi söyleyebilir.

Dikkatinizi çekmek istediğimiz nokta bu etkenleri sıralarken hem bir ‘mücadele’ den hem de bir ‘diyalog’dan bahsediyoruz. Net olan şu ki bir terör örgütü (uzantıları ile sistemi baskı altına almaya çalışsa dahi) hiçbir zaman siyasetin ve sosyal yaşamın doğrudan meşru bir aktörü değildir ve ‘devlet’ olma iddiasındaki organizasyonlar bunun varlığına son vermek için çabalamalıdır.

Bu işin mücadele kısmı… Bir yandan da elbette bunun ‘demokratik’ boyutu var. Yani Türkiye’nin 21’inci yüzyılda kendine yakıştırdığı adalet, eşitlik, hak ve özgürlükler gibi değerler ile kurduğu ilişkinin niteliği ve işleyişi. Hani bir dönem Türkiye’nin AB’ye tam üyeliği tartışılırken kullanılan bir argüman vardı: ‘Biz bu standartları yakalayalım, referans bu ise buna ulaşalım. Bunu Avrupa’ya yaranmak için değil, kendimiz için yapalım…’
İşte bu terör sorununda da bu perspektifi yadsıyamayız… Türkiye, bu kamburu elbette sırtından atmalıdır.

Sürecin bir devlet politikası olarak üzerinde epey düşünülerek geliştirildiğinin göstergelerinden bir tanesi de fitili ateşleyen isim…

Devlet Bahçeli’den söz ediyoruz. Eğer bu eli kanlı örgütün kendini feshedecek olmasından söz ediyorsak ve bunun biz diyalog-anlaşma üzerinden gerçekleşeceğini varsayıyorsak, ilk adımın MHP geleneğinden gelmesi manidar. Zira MHP’ye yönelik yıllarca yapılan eleştiri aslında ‘tematik’ bir siyaset yaptığı yönündeydi. Yani, terör örgütü PKK’nın varlığı ve ortaya çıkardığı ulusal drama odaklanarak kamuoyuna seslendiği ve milliyetçi hislere bu argümanlar ile hitap ettiğiydi. Siyasi koordinatlarına baktığımızda aslında bu tip süreçleri en hararetli şekilde reddedecek ve yüksek perdeden itiraz edebilecek olan kişi ve geleneğin bu süreci başlatması, eğer sürecin sonunda kalıcı kazanımlar elde edilecekse, bunu sağlamlaştıracak etkenlerde biri olacak. Bahçeli’nin 22 Ekim tarihinde grup toplantısında yaptığı o çağrının ardından PKK elebaşı Öcalan 27 Şubat’ta örgüte silah bırakma çağrısında bulundu. DEM Parti’den aralarında geçtiğimiz günlerde hayatını kaybeden Sırrı Süreyya Önder’in de yer aldığı heyetler çeşitli temaslarda bulundu.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, DEM Parti heyetiyle görüştü. Bahçeli’nin Meclis’teki makamında gerçekleşen görüşmeye, DEM Parti Van Milletvekili Pervin Buldan ve İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder ile İçişleri Bakanlığınca Mardin Büyükşehir Belediye Başkanlığı görevinden uzaklaştırılan DEM Parti’li Ahmet Türk katıldı. ( Raşit Aydoğan – Anadolu Ajansı )

Geçmişten alışık olduğumuzdan çok da farklı değildi belki başta tanık olduğumuz görüntüler, hatta belki acı tecrübeleri ve hayal kırıklıkları çağrıştıran türdendi. Ancak yukarıda belirttiğimiz farklılıkların bu kez durumu ve sonucu farklı hale getirmesi muhtemel.

Devlet için ‘teröre diz çöktürme’, örgüt için ‘gerçekliğe adapte olma’… Argümanlar ve kamuoyuna mesajlar muhtemelen bundan sonra da bu minvalde gelecektir.

Yıllardır söyleriz. ‘terörle mücadele teröristleri etkisiz hale getirmekten ibaret değildir’ diye… Belki bugün o noktaya geldik.

Barış her zaman kıymetlidir. Elbette barışı onurdan, adaletten ve kamuoyu vicdanından bağımsız değerlendiremeyiz. Bunlardan ayrı bir değer olarak kabul edemeyiz. Dolayısıyla bugün gelinen noktayı ister fiili bir durumun adının konulması, ister terörle mücadelede örgütü ‘mecbur’ etmek, ister örgütün yeni bir konsept ve rota belirleyerek yöntem değiştirmesi olarak kabul edelim beklentimiz ‘Terörsüz Türkiye’…

Kahramanların geceden sabaha hain, ‘hain’lerin kritik bir aktör olabildiği kaygan zeminde bu sürecin en azından oluşan beklentiye uygun şekilde ilerlemesi ortak arzumuz…

Türkiye, rövanşizmden sıyrılarak, berrak bir zihin ile ne istediğinin farkında olan insanların hayalleri ve umutları üzerinde aşacaktır sorunlarını. Terörün sosyal taban ve insan kaynağı bulması bir demokrasi sorunu, eylemlere bedel ödetmek ve etkisiz kılmak ise askeri bir meseledir.

Günün sonunda şiddetin önlenmesinde en kritik unsur, aidiyettir. Bugün geldiğimiz tarihi eşiğin vatandaşlık bilincine ve ortak aidiyete katkısı olacaktır. Cumhuriyet, son derece anlamlı bir hikayenin tacıdır. Bu hikayede herkesin ödediği bedeller, elde ettiği kazanımlar, kırılan ya da gerçekleşen hayaller var. Yenilerinin kırılmaması için toplumsal dayanışma ve siyasal uzlaşı belirleyici nitelikte. İçinde bulunduğumuz günler belki bu vakte kadar tüm deneyimine rağmen yeterince olgunlaştıramadığımız siyasi kültürümüzün daha ‘kamil’ hale gelmesi için de belki bir miladı yaşıyoruz…

JT EDİTORYAL