Ana Sayfa Arama
Üyelik
Üye Girişi
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Avrupa hangi rotayı seçecek?

Draghi’nin gevşek federasyon formülü mü? Yoksa Trump’ın siyasi olarak parçalanmış sözde Birlik dayatması mı? Avrupa Birliği hangisini seçecek. 6 Eylül’de yapılan seçimde de ortaya çıktı ki Almanya bölünmüş durumda. Daha dün Hamburg’da ve diğer pekçok kentte yüzde 44 oy almış aşırı sağcı AfD’nin yasaklanması için gösteriler düzenlendi. Sırada Fransa ve diğerleri var. Avrupa’nın kararı bir yıl içinde büyük ölçüde netleşecek.

Draghi'nin gevşek federasyon formülü mü? Yoksa Trump'ın siyasi olarak parçalanmış

Avrupa, eski Avrupa Merkez Bankası Başkanı Mario Draghi’nin önerdiği üzere bir federasyona mı dönüşecek?

Yoksa Draghi’nin de dikkat çektiği üzere, ABD’deki Trump yönetiminin arzuladığı ve artık giderek daha açık biçimde dile getirdiği şekilde siyasi olarak parçalanıp kendi içine mi kapanacak?

Farklı ülkelerde yapılan ve önümüzdeki aylarda yapılacak seçimler, bu sorunun cevabına ilişkin önemli ipuçları verecek. Bu bağlamda Avrupa’nın geleceğine yön verme potansiyeli en yüksek başkent ise hiç şüphesiz Berlin.

Almanya’nın doğu eyaleti Saksonya-Anhalt’ta geçtiğimiz 6 Eylül’de yapılan seçimi aşırı sağcı AfD’nin yaklaşık yüzde 44 oyla kazanması, Draghi’nin daha bütünleşmiş bir Avrupa önerisinin geleceği açısından pek de iyiye işaret etmiyor.

AfD, eyalet meclisindeki 83 sandalyenin 39’unu kazandı.

Buna rağmen BSW, (sağ ile sol sentezi bir parti) dışında meclisteki diğer partiler AfD’nin hükümet kurmasına destek vermeyi reddediyor.

AfD, BSW’den destek bulamaz veya eyaletteki lideri Ulrich Siegmund bir şekilde CDU’dan üç milletvekili koparamazsa aldığı ezici seçim zaferine rağmen iktidara ulaşamayacak.

Böyle bir durumda AfD’yi çare olarak gören sosyolojinin ulusal düzeyde vereceği tepkiyi kestirmek kolay değil.

İlk işareti 20 Eylül’de yine eski Doğu Almanya sınırları içinde bulunan Mecklenburg-Vorpommern’de yapılacak seçimde göreceğiz.

AfD burada da Saksonya-Anhalt’takine benzer bir başarı gösterirse artık münferit bir seçim başarısından değil, Doğu Almanya’da kalıcı bir aşırı sağ hakimiyetinden söz etmek gerekecek.

Hal böyleyken Almanya bir yandan da AfD’nin kapatılıp kapatılamayacağını tartışıyor. Daha dün Hamburg ve daha pekçok şehirde AfD’nin kapatılması için gösteriler düzenledi.

Almanya’da nüfusun dörtte birinden fazlası göçmen veya göçmen kökenli. Buna karşılık AfD göçü sert biçimde sınırlamayı ve ülkedeki çok sayıda yabancıyı “remigration” adı altında sınır dışı etmeyi savunuyor.

Saksonya-Anhalt’ta partiyi zafere taşıyan Ulrich Siegmund işi bir adım daha ileri götürdü. Almanya’nın savunma sanayisinin geleceğini anlatırken, üretilecek araç ve ekipmanların ileride gerçekleştirilecek “remigration ve sınır dışı operasyonlarında” da kullanılabileceğini söyledi. Euronews bu açıklamayı ‘AfD göçmenleri silah zoruyla sınırdışı edecek’ başlığıyla verdi.

Almanya’da büyük tepki çeken sözler, “göçmenlerin silah zoruyla sınır dışı edilmesi” tartışmasını başlattı.

Siegmund daha sonra savunma sanayisinin yalnızca silahtan ibaret olmadığını, araç ve koruyucu ekipmanları da kapsadığını söyleyerek sözlerini yumuşatmaya çalışsa da herkes anlaması gerekeni anladı.

Dış politikada da AfD’nin önerdiği yol Avrupa’nın bugün izlediği rotanın tam tersi. Ukrayna’ya yapılan yardımların azaltılmasını, Kiev’in büyük ölçüde kendi haline bırakılmasını ve Rusya ile ilişkilerin yeniden kurulmasını savunuyor.

ABD’deki Trump hareketiyle yakın siyasi temasları da sır değil.

Steve Bannon yıllardır AfD’yi Avrupa’daki kendi siyasi çizgisine yakın hareketlerden biri olarak sayıyor. Elon Musk mitinglerine katılıp destek veriyor.

Böyle bir partinin Almanya’da iktidara gelmesi mahkeme kararıyla engellenebilir mi?

Daha da önemlisi, engellenirse ne olur?

Bunun cevabı şimdilik yok.

Ancak Almanya haricinde de Avrupa’yı önümüzdeki bir yıl içinde hayli kritik seçimler bekliyor.

Bugün İsveç’te yapılan seçim bunlardan biri.

Radikal sağcı İsveç Demokratlarının, bugüne kadar dışarıdan destek verdiği sağ hükümetin doğrudan ortağına dönüşmesi ihtimal dahilinde.

Daha da kritik yarış ise gelecek yıl Fransa’da yapılacak.

Fransızlar 18 Nisan’da cumhurbaşkanlığı seçiminin ilk turu için sandığa gidecek. 2022’de Emmanuel Macron’a karşı ikinci turda seçimi kaybeden aşırı sağcı Marine Le Pen, şimdiden yarışın açık ara en güçlü adayı.

Son anketlerde yüzde 34-36 bandında seyrediyor.

İkinci tura kalması kesin sayılır.

Üstelik bu kez ikinci turu kazanma ihtimali de geçmiş seçimlerden çok daha yüksek.

Le Pen kazanırsa Fransa tarihinde ilk kez bir aşırı sağcı Elysee Sarayı’na çıkmış olacak.

Le Pen artık Fransa’nın Avrupa Birliği’nden çıkmasını savunmuyor. Ancak Brüksel’in elindeki yetkilerin önemli bölümünün yeniden devletlere verilmesini istiyor ki bu da büyük ölçüde aynı kapıya çıkıyor.

Başka bir ifadeyle, Draghi’nin görmek istediği Avrupa ile Le Pen’in görmek istediği Avrupa birbirinin tam tersi. Draghi daha fazla ortak karar, daha güçlü merkezi kurumlar ve gerekirse federasyona dönüşecek bir Avrupa’dan söz ediyor.

Le Pen, AfD ve Avrupa’daki benzer hareketler ise yetkilerin yeniden ulusal başkentlerde toplandığı, Brüksel’in mümkün olduğunca zayıflatıldığı bir Avrupa istiyor. Trump yönetiminin Avrupa’ya bakışı da ikinci modele çok daha yakın.

Başta sorduğumuz soruya dönecek olursak belki şöyle bağlayabiliriz: Önümüzdeki bir yıl Avrupa’nın yalnızca sağa mı sola mı kayacağını göstermeyecek. Asıl yarış, Avrupa’nın nasıl bir siyasi yapı olacağı üzerine yaşanacak. Bir tarafta Draghi’nin daha bütünleşmiş, hatta federasyona doğru giden Avrupa’sı var.

Diğer tarafta Trump’ın Washington’dan desteklediği, AfD ve Le Pen gibi hareketlerin içeriden güçlendirdiği, ulusal devletlerin yeniden öne çıktığı daha parçalı bir Avrupa.

Saksonya-Anhalt ilk güçlü işareti verdi. Şimdi sıra Mecklenburg-Vorpommern’de. Ardından İsveç’in ortaya çıkaracağı tabloyu ve gelecek yıl Fransa’da kurulacak sandığı göreceğiz. Çok büyük bir kırılma yaşanmazsa Avrupa, önümüzdeki bir yıl boyunca Draghi’nin federasyon rotasına yaklaşmaktan çok uzaklaşabilir. Ve AB Trump’ın görmek istediği gibi içeride birbirinden daha fazla kopmuş, dışarıda ise ortak hareket etme kabiliyeti daha zayıf bir yapı haline gelebilir.

Özcan TİKİT 13092026