Ana Sayfa Arama
Üyelik
Üye Girişi
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Mekke Güvenlik Anlaşması : Yunanistan endişelenmeli mi?

Türkiye’nin, Pakistan ve Suudi Arabistan ile kurduğu Mekke Güvenlik Anlaşması kime karşı? Atina’yı hedef göstermek kimin işine geliyor?

Türkiye’nin, Pakistan ve Suudi Arabistan ile kurduğu Mekke Güvenlik Anlaşması

Türkiye’nin, Pakistan ve Suudi Arabistan ile kurduğu Mekke Güvenlik Anlaşması kime karşı?

İmzaların atıldığı 7 Ağustos’tan beri yapılan açıklamaların hepsinin ortak bir yönü var.

Neredeyse tümünde İttifak’ın kimseye karşı kurulmadığı özellikle vurgulanıyor.

İstediğin kadar vurgula gelişmeler konjonktürden bağımsız düşünülemez, düşünülmüyor da zaten.

Bilhassa Suudi Arabistan ve Körfez’in bu güvenlik şemsiyesine daha çok ihtiyaç duyduğu bir sır değil.

İran’ın Körfez’de artan saldırıları karşısında ABD’nin İsrail’i savunmak dışında pek oralı olmaması Riyad’ı doğal olarak alternatif arayışlara itmişti.

İsrail’in Mescid-i Aksa’daki statükoyu değiştirip Filistin’i yok etmekten, Ortadoğu’da emperyal bir Yahudi Krallığı inşa etmekten bahsetmeye başlaması da bu İttifak’a yönelik arayışları artırmıştı.

Malumunuz İslam İşbirliği Teşkilatı, 1969’de Mescidi Aksa’nın yakılması girişimine karşı kurulmuştu. Mevcut Yahudi yönetimi bugün yarım asır önceki bu saldırıdan daha barbar bir forma girmiş bulunuyor.

İsrail yarın Mescidi Aksa’yı yıkıp Körfez ülkelerini bombalamaya kalksa buna kim dur diyecek?

ABD’nin sessiz kalmayı tercih ettiği bir senaryoda 2 milyar Müslüman, Yahudi radikallerin insafsızlığına mı teslim edilecek?

Özü itibariyle Mekke İttifakı’nın, üç ülke arasında Mescidi Aksa da dahil olmak üzere ortak menfaatleri korumak üzere yapılan zihin egzersizlerinin ürünü olduğu kanaatindeyim.

Buna rağmen, medyaları, bazı siyasetçileri İttifak sanki kendilerine karşı kurulmuş gibi hareket eden ülkeler var.

Hindistan da bunlardan biri.

Bunlardan bizim için daha yakın ve önemli olanı ise Yunanistan.

Atina basını ve siyasetçileri ısrarla meseleyi köpürterek Türkiye’nin bu İttifak’ı kendilerine karşı kurduğunu söylüyorlar. Maalesef bizde de bunu ucuz bir şekilde Atina’ya karşı bir İttifak olarak pazarlayanlar çıkabiliyor.

Bu atmosferin kazananı ise sonuçta İsrail oluyor. Türkiye’nin yeni savaş teknolojileri konusunda yeterince hazırlıklı olmadığı iddiasıyla Yunanistan’ın kurumları, adaları, Yunan halkının kaynakları işbirliği adı altında İsrail’e peşkeş çekiliyor. Türkiye’deki Atina karşıtı her açıklama, Yunanistan’ın kaynaklarının İsrail’e peşkeş çekilmesini hızlandıracak şekilde kullanıyor.

Gerçekler İsrail’in arkasında olduğuna şüphe olmayan bu dezenformasyon sürecinde sümen altı ediliyor.

Oysa gizlense de gerçekler ortada duruyor.

Ankara, Atina ile Mekke İttifakı’ndan çok daha güçlü ve köklü olan NATO’da aynı güvenlik şemsiyesini paylaşıyor. Askerlerimiz yıllardır beraber düşman güçlere karşı ittifak tatbikatları yürütüyor.

Ankara 20 yıldır Yunanistan’ın üyesi olduğu AB ile üyelik müzakereleri yürütüyor.

Taraflar samimi bir yaklaşım içine girebilseler en köklü sorunlar bile NATO ve AB’nin kolaylaştırıcı rolü üzerinden çözülebilir.

Ha Atina aynen böyle devam etse de iki ülke arasında savaş mavaş çıkmaz, çıkamaz. İki tarafın savaşı NATO’nun ölümü olur ki buna en başta ABD ve Atina’nın gerçek ekonomik patronu Berlin müsaade etmez.

Daha da önemlisi savaş iki ülke arasındaki hiçbir sorunu çözemez.  Bunu Ankara da ve Atina da gayet iyi biliyor.

Her yıl yaklaşık yaklaşık 2 milyon Türk Ege, Trakya kapıları üzerinden Yunanistan’ı ziyaret ediyor.

Her gün daha fazla Türk ve Yunan ticari işbirlikleri yapıyor.

Belediyeler birlikte kültürel, sanatsal etkinlikler icra ediyorlar.

İzmir’in Dikili Belediyesi halk oyunları ekibi daha dün 1 Eylül Dünya Barış Günü için Midilli’deydi mesela.

Bir Yunan işadamı Ayvalık’ta Türkiye’ye turist çekecek bir proje için harıl harıl çalışıyor.

Samos’da, Girit’de, Sakız’da, Midilli’de limanlarda görevliler, otellerde resepsiyonistler her gün Türk turistleri Türkçe ‘hoşgeldiniz’ diyerek karşılıyor.

Türk turistler de Yunanca ‘Kalimerhaba’ diyerek selamlıyor misafirliğe gittiği komşularını.

Uzatmayayım ama İsrail’in algı kanalizasyonlarının iddia ettiğinin aksine Türkiye ve Yunanistan halkları arasında bir sorun olmadığı gibi, devletler arasında da savaş ile çözülebilecek bir sorun yok.

Devlet iflasın eşiğine geldiği için ATM’lerin para vermeyi kıstığı, otobüslerin kartsız çalıştığı, taksilerin, restoranların kart ile ödeme alamadığı 2015 yılında Yunan halkının yaşadıklarını görmüş biri olarak söylüyorum.

O gün Yunanistan’ı iflasın eşiğine getiren ana sebeplerden biri ülke bütçesinin başka ülkelerin ekonomik çarkları dönsün diye çarçur edilmesiydi.

Türkiye’nin ekonomik açıdan nisbeten daha parlak göründüğü zamanlardı.

O günlerde Atina’da görüştüğüm gazeteci ve akademisyenler, iki tarafı düşman gibi göstererek bundan menfaat devşiren ülkeler olduğuna inanıyorlardı.

Türkiye ve Yunanistan’ın bu oyuna gelmeden işbirliğini güçlendirerek birlikte zenginleşebileceklerini söylüyorlardı.

Yunan dostlarımın yıllar önce altını çizerek anlattığı bu sarih gerçeğin, hatırlanması gereken bir dönemden geçtiğimizi düşünüyorum.

Gazeteci Özcan TİKİT Journotürk için yazdı.