Mekke İttifakı imzalandığında güncel risk algısı en yüksek olan imzacının Suudi Arabistan olduğu ilk günden belliydi.
Bugün tablo daha da vahim.
Yalnız arabayı itmeden önce neden çalışmadığına bakmakta fayda var.
Öyle ya, belki de mesele akü değildir.
Evvela bu işin neden bu hale geldiğine bakmak lazım yani.
İsrail ve ABD, 28 Şubat 2026’da İran’a saldırıp 37 yıllık Lideri Ali Hamaney’i öldürdükleri gün bozuldu bölgedeki ve dünyadaki kısmi huzur.
Sadece İran’a saldırmadılar zira. Çok daha önemli bir şey yaptılar: Bölge ülkelerinin hava sahalarını ve bu ülkelerde konuşlu Amerikan askeri tesislerini İran’a karşı kullandılar.
Suudi Arabistan gibi Sünni Arap ülkelerini Şii İran’a açtıkları savaşa alet ettiler.
İran, misilleme olarak İsrail’e füze saldırıları düzenlediğinde de yine Arap topraklarındaki Amerikan hava savunma sistemlerini kullandılar.
Körfez ülkeleri İran’a karşı fütursuzca araçsallaştırılınca bugünkü risk tablosu kaçınılmaz hale geldi.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun tahmin ettiği şekilde gelişti her şey.
İran ordusu bu kez de Suudi Arabistan’daki ve Körfez’deki diğer ABD varlıklarına saldırmaya başladı.
Gelgelelim İran bunu yaparak yeterince caydırıcı olamadı.
Trump bir kez daha Netanyahu’ya uyup savaş için düğmeye bastı.
Hürmüz çift taraflı olarak kapandı. Petrol tankerleri yeniden park pozisyonuna geçtiler.
Tankerleri Körfez’den geçiremediği için gelirinin neredeyse tamamını oluşturan petrol ihracatından mahrum kalan İran, açmazı aşmak için Suudi Arabistan’a çok daha ağır şekilde yüklenmeye başladı.
Tahran, yaşadığını Suudi Arabistan’a yaşatarak Washington üzerinde caydırıcılık inşa etme taktiğine yöneldi.
İran’ın Yemenli müttefikleri Husilerin Babülmendep Boğazı’nı Suudi Arabistan gemilerine kapatmaya yönelik saldırıları bu kararın yansımaları.
Tahran, Suudi Arabistan’ın Hürmüz Boğazı’ndan sonra Babülmendep’ten de petrol ihraç etmesini engellemeye çalışıyor.
Irak’taki İran yanlısı Şii milisler de Suudi Arabistan’a saldırılarını artırmış durumda. Bu saldırılar nedeniyle Suudi Arabistan’daki Doğu-Batı Petrol Boru Hattı da kapandı nitekim.
Riyad şimdilik bu saldırılara Yemen’deki hükümet yanlısı güçleri Husilerin üzerine salarak karşılık veriyor. Savaş uçakları sık sık Husi hedeflerine saldırılar düzenliyor.
ABD ve İsrail medyasının yazdığına göre Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Husilere karşı ABD ordusundan da destek almaya çalışıyor. Trump’ın bu talebi büyük ölçüde reddettiği anlaşılıyor.
Türkiye ve diğer bölge ülkeleri de bu gelişmeleri yakından takip ediyor. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, dün Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı ile son gelişmeleri görüştü.
Husiler ve Iraklı milislerin Suudi Arabistan topraklarını doğrudan hedef alması tabiatıyla Mekke Güvenlik Anlaşması için de önemli bir sınav niteliği taşıyor.
Malum anlaşma; taraf ülkeler Suudi Arabistan, Pakistan ve Türkiye’den birine yapılan saldırıyı diğer üyelere de yapılmış farz ediyor.
Dışişleri Bakanı Fidan’ın da teyit ettiği bu madde, saldırıyı gerçekleştiren aktörlere karşı kolektif cevap verileceği sonucunu doğuruyor.
Pakistan Savunma Bakanı Khawaja Asif birkaç gün önce yaptığı değerlendirmede, “Yemen’deki gelişmelerin Suudi Arabistan’a sıçraması Mekke Güvenlik Anlaşmasını operasyonel hale getirir, bundan şüphe duyulmamalı” dedi.
Hal böyleyken sormamız gereken soru şu: Suudi Arabistan talep ederse Türkiye ve Pakistan Yemen’deki savaşa fiilen girecek mi?
Mesele fazlasıyla çetrefilli. Husileri Suudi Arabistan’a karşı harekete geçiren sebepler de aktörler de belli.
ABD ve İsrail, Körfez’i İran’a karşı kullanmasalar Suudi Arabistan bugünkü müşkül pozisyonuna düşmeyecek, İran Yemen ve Irak’taki vekil güçleri devreye sokmayacaktı.
İran-Husiler ilişkisinin senaryo analizi de bu aşamada hayli hayati kanaatimce. Tahran, müttefiki olarak tanımladığı Husilere karşı toplu bir saldırıya misilleme yapar mı? Düşünmek lazım.
Böyle bir durum, ABD ve İsrail’in başlatıp kenara çekildiği savaşın İslam dünyası içine havale edilmesi sonucunu doğurmaz mı?
Mekke Güvenlik Anlaşması’na övgüler düzen Trump’ın Yemen konusunda Riyad’a beklediği desteği vermemesinin altında yatan nedenin de bu açıdan düşünülmeye muhtaç olduğu kanaatindeyim.
Trump, Lübnan’da İsrail ile savaşan tek güç olan Hizbullah’ı Suriye’deki Şara yönetimine havale etmek istediğini açıkça dile getirmişti. Şimdi de küresel enerji arzındaki vazgeçilmez konumuna rağmen Suudi Arabistan’ı Husi saldırıları karşısında yalnız bırakıp Pakistan ve Türkiye’ye mi itiyor? Bu normal mi sizce?
Özcan TİKİT, 15.09.2026

