Ana Sayfa Arama
Üyelik
Üye Girişi
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

ABD’nin yeni başkanı kim olacak?

Hem ülke için politik kırılmaların yaşandığı hem de dışarıdaki küresel rolün tartışıldığı bir süreçte ABD ahalisi sandık başında…
Journoturk Editörleri yazdı.

Hem ülke için politik kırılmaların yaşandığı hem de dışarıdaki küresel

Journoturk.com Editoryal

Amerika Birleşik Devletleri,, küresel siyasetin odağında yer alan dünyanın ‘süper gücü’ ve ‘hegemonik lideri’…

Hem ülke için politik kırılmaların yaşandığı hem de dışarıdaki küresel rolün tartışıldığı bir süreçte ABD ahalisi sandık başında…

Bizim pek de alışık olmadığımız bir seçim sistemi ile Amerikalılar,, teorik olarak ‘nükleer silah kullanma kararını verme yetkisi olan’ makama, bir tarafı siyahi (Jamaikalı) olmakla birlikte geçmişinde köle baronluğu da olan, diğer tarafı ise Asyalı ve Budist kökenden gelen Siyonist bir iş insanı ile evli hukukçu siyahi bir kadın olan, Başkan Yardımcılığı yaptığı dönemde Gazze’de soykırımı engelleyememiş Kamala Harris’i mi oturtacaklar?

Yoksa… Amerika’yı yeniden güç sahibi yapma iddiasında bulunan ‘marjinal’, şovmen, altı yaşındaki çocuğun bile rahatlıkta anlayabileceği basitlikte konuşan, öngörülmez davranışlar ile herkesi şaşırtan bazen de şoke eden bir tarafı Alman diğer tarafı ise İskoç bir milyardere, aynı zamanda dört yıl da Başkanlık yapmış ama müesses nizam tarafından çalındığını iddia ettiği bir seçimle koltuğunu kaybetmiş, seçim kampanyası sırasında da iki kez suikast girişimine maruz kalmış Donald Trump’ı bir kez daha mı seçecekler?

EN ÇOK OYU ALAN BAŞKAN SEÇİLMEYEBİLİR

Amerikan seçimlerinde halk, başkanı aslında dolaylı olarak seçiyor. En yüksek oyu alan değil, en fazla delegeyi elde eden kişi başkan seçiliyor. Yani aslında başkanı seçmen değil, seçmenin oyu ile seçilenler belirliyor.

2016 seçimlerini hatırlayacak olursak Hillary Clinton, Donald Trump’tan daha yüksek oy almasına karşın başkan seçilememişti. 50 eyalet ile başkent Washington DC’yi temsilen toplam 538 delegeden oluşan ve ‘Seçiciler Kurulu’ olarak adlandırılan sistemde bir adayın başkan olabilmesi için 538 delegeden 270’ini kazanması gerekiyor.

Seçimi binlerce kilometre uzaktan takip edenler için elbette öncelikli konular ortalama Amerikalının önceliklerinden farklı. Özellikle de Gazze meselesi. İsrail, Ortadoğu’yu kan gölüne çevirmeye ve saldırganlıkta her türlü kırmızı çizgiyi ihlal etmeye devam ediyor. Bu noktada sık sık ABD’nin İsrail’e verdiği destek tartışılıyor. Ki İsrail’e sağlanan askeri destek 17 milyar dolara ulaşmış durumda.

GAZZE KONUSUNDA SİYONİZMİN ARKASINDALAR

Peki Gazze meselesine adayların bakışı nasıl? Hangi ismin seçilmesi, İsrail’in katliamlarının ve hukuk ihlallerinin bir noktada durmasını sağlayabilir? İkinci soruya yanıt vermek oldukça zor. Zira ABD’nin İsrail’e bakışı, başkanların ötesinde ‘müesses nizam’ın, devletin geleneksel anlayışının ve dış politika kodlarının belirleyici olduğu bir mesele. Ancak fikir veren bazı noktalar mevcut. ABD’nin 45. Başkanı Donald Trump, Tel Aviv Büyükelçiliği’ni Kudüs’e taşıyan isim. Bir diğer referans noktamız da şüphesiz ‘İbrahim Anlaşmaları’. 15 Eylül 2020’de imzalanan anlaşmalar serisi İsrail’İn Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn ile normalleşmesini içeriyordu. İsrail’İn işgal ve ilhak politikasını durdurmak ve son vermek bir yana, ABD’nin Filistin’i ve Filistinliler’i dışlayan, İsrail’i cesaretlendiren bir adımıydı.

KARAR-ZARARA BAKIYOR, SAVAŞ İSTEMİYOR

Donald Trump, dış politikada angajmanları bir maliyet ve ’kar-zarar’ meselesi üzerinden okuyan ve karar veren bir başkan. Başkanlığı döneminde önemli uluslararası anlaşmalardan ‘ABD’nin çıkarları’ gerekçesi ile çekildi. İran ile yapılan nükleer anlaşma, iklim değişikliği için imzalanan Paris İklim Anlaşması ve Trans Pasifik Ortaklığı bunlardan en dikkat çekenleri.

Trump’ın izlediği siyaset ve kullandığı dilde ‘ABD’yi sırtındaki gereksiz yüklerden kurtarma’ fikrinin izlerini görüyoruz. Mesela ABD vatandaşlarının vergilerinin, uzak coğrafyalardaki savaşlar için harcanmaması gerektiğini sık sık vurguluyor. ABD’nin kendisini ilgilendirmeyen savaşların finansmanı ile meşgul olmaması gerektiğine dikkat çekiyor. Trump’ın dış politikasında işaret ettiği temel hedeflerden biri, ABD’nin ülke dışındaki askeri varlığını azaltmak. Amerika’nın yeniden ihtişamına kavuşmasının formülünü, iç meselelerine ve gerçek sorunlarına yoğunlaşmak olarak tarif ediyor.

Bu noktada küreselcilerin ‘izolasyonist’ eleştiri oklarını üzerine çekiyor. Rusya ile ilişkileri de eleştirilerin odağında… Rusya’nın Trump lehine 2016’daki seçimlere müdahale ettiği yönündeki iddialar ne tam olarak ispatlandı ne de çürütüldü. Trump, Rusya-Ukrayna Savaşı’nı ABD için kolayca çözebileceğini ifade ediyor. Hal böyleyken seçilmesi durumunda ABD’nin Ukrayna’ya desteğine ilişkin durumun değişmesi de muhtemel. Ve bu, AB içindeki küreselciler için de kuşkusuz endişe kaynağı.

EN ÇOK ÇİN İLE UĞRACAK

Trump’ın dış politikada fikrine önem verdiği çoğu isim ile yakın bağları olan Heritage Foundation geçenlerde ilginç bir rapor yayınladı. Dış politika kısmında seçilmesi halinde Trump’ın İran ve Rusya savaşmadan çözüm arayacağı ve en büyük baskıyı ise Çin’e ticari ambargolar ile yapacağı öngörülüyor.

Trump ile ilgili eleştiri ve tepkilerin merkezindeki bir başka konu da kongre baskını meselesi. 2020’deki seçimi mevcut başkan Biden’a karşı kaybeden Trump’ın destekçileri, seçim sonuçlarını kabul etmeyerek 6 Ocak’ta kongre binasını bastı. Amerikan başkentinde belki de ilk kez bir darbeyi andıran kaos manzaraları ortaya çıkmıştı. Bu durum hafızalara yerleşen bir travma oldu Amerikan siyaseti için. Konu ne zaman hatırlatılsa muhalifleri Trump’ı Amerikan demokrasisinin altını oyan ve varoluşsal misyonunu tahrip eden bir siyasetçi olmakla suçluyor. Nitekim bu durum soruşturma konusu da oldu. Trump’a yönelik soruşturmalar yalnızca kongre baskınından ibaret değil… Georgia eyaletindeki seçim sonuçlarını değiştirmek için komploya katıldığı ve evindeki gizli belgeleri teslim etmediği yönündeki iddialar da soruşturma konusu. Tüm bunlara rağmen Trump, halktaki karşılığı ile geçmişte başkan seçilmiş ve bu seçim sürecinde de başkanlık ihtimali hemen hemen rakibi Harris kadar yüksek olan bir isim.

ŞİMDİ DE İLK KADIN BAŞKAN OLMAK İSTİYOR

Biden dört yıl önce Başkan Yardımcısı olarak seçmeseydi bugün olduğu noktada olması imkansız gibi bir şeydi. Çünkü siyaseten karizmatik bir kişiliğe sahip değil. Biden yaşlılığına rağmen seçim son üç ay kalaya kadar Başkanlıkta ısrar etmeseydi Başkan adayı da olamazdı. Ama yaşlılığı nedeniyle çekilmek zorunda kalınca normal şartlarda Demokrat Parti’nin adayı olamayacak olan Harris lobilerin gücüyle Başkan adayı ilan edildi. Şimdi de seçilirse Kamala Harris ABD’nin ilk kadın başkanı olacak.

Trump ne kadar ezber bozan ve öngörülmez bir isimse Harris de o kadar kalıpların dışına çıkmayan, geleneksel politik tema ve ayrımlar ekseninde hareket eden temkinli bir isim. Harris’e yönelik eleştirilen temelinde ise vaat, söylem ve politikalarında bir ‘muğlaklık’ olduğu. Trump’ı başkanlık makamına taşıyan ve karşılık bulmasını sağlayan en önemli yönü belki de ezber bozan, öngörülemez, sahici ve ‘ulusal çıkarlar’ için radikal kararlar almaktan imtina etmeyecek bir figür olarak kabul görmesi. Harris, bu anlamda silik ve sönük bulunan bir isim.

Başkan yardımcılığı sürecinde de anketlere göre Harris, konumunda yetersiz bulunan bir isimdi. Trump’ın özellikle ülkenin istihdam sorununa çözüm getireceği, mavi yakalı ve nispeten eğitim seviyesi düşük kesimlerden destek göreceği öngörülüyor. Harris ise mensup olduğu siyasi geleneğin söylem ve temaları ile genel olarak bağdaşan bir tutum izliyor vaatlerinde. Ekonomi alanında yüksek faizin ve enflasyon oranlarının vatandaşları mağdur ettiğini söylüyor. Harris’in siyasi kariyerinde düşük ve orta gelirli ailelere desteğin önemli bir yeri oldu. Göçmenler ve sınır güvenliği konusunda ise yaklaşımı değişkenlik gösteriyor. Kampanyasında iki partinin desteklediği çözümlere bağlı kalacağını söylüyor. İlk aday olduğu dönemde göçmenlere yönelik uygulamaları eleştiriyordu Harris.

İSRAİL KARŞISINDA BAĞIMSIZ İRADESİ ŞÜPHELİ

Ve Gazze meselesi… Kamala Harris, iki devletli çözüme vurgu yapsa da soykırıma bile dur diyememiş bir başkan yardımcısının Başkan olduğunda İsrail’in en net kırmızı çizgisi karşısında bağımsız davranabilmesi beklenmiyor. Yine de nedense İsrail’i eleştirmeye Biden’dan daha açık olduğu yönünde yorumlar var. Bu yorumları da  Trump’ın Michigan’da Müslüman toplumun temsilcileri ile bir ‘gösteri’ yapması bağımsız değerlendirmek hata olur. ABD’deki Müslüman toplumun, Biden yönetiminin İsrail’e verdiği koşulsuz destekten duyduğu rahatsızlık Harris’e desteği muhakkak etkileyecektir.

Günün sonunda başkan değişiminin hangi politikaları ne oranda etkileyeceği bir soru işareti. Sandıktan, Trump’ı demokrasi ve ABD’nin siyasi kültürü için tehdit görenler mi, yoksa ABD çıkarlarının ‘lüzumsuz’ meseleler için feda edildiğini düşünenler mi çıkacak… Göreceğiz. Ancak önümüzde duran manzaranın en berrak kısmı, sanırım ‘süper güç’ ABD’nin birikerek büyüyen ve çözüm bekleyen meseleleri olduğu…

Journoturk Editoryal