Trabzon’da gazeteci Muhsin Aksoy ve eşi Hatice Aksoy’un gece saatlerinde emniyete götürülmesiyle başlayan tartışmada oklar eski Trabzon Büyükşehir Belediye Başkanvekili Atilla Ataman’a çevrildi. Ancak ortaya çıkan bilgiler, Ataman ile polis işlemi arasında doğrudan bağ bulunmadığını gösteriyor.

Tartışmanın merkezinde AK Parti Diyarbakır Milletvekili Suna Kepolu Ataman’ın 12 Ağustos’ta “Terörsüz Türkiye” sürecine ilişkin yaptığı açıklama bulunuyor. Yaklaşık 40 gün önce kamuoyuna yansıyan sözler, Trabzon 360 Haber tarafından 22 Eylül’de yeniden gündeme getirildi.
Gazeteci Muhsin Aksoy, haberin ardından Atilla Ataman’ın kendilerini telefonla arayarak tehdit ettiğini ileri sürdü. Hatice Aksoy da bugün Ataman hakkında hakaret ve tehdit iddiasıyla savcılığa suç duyurusunda bulundu. Şikayet dilekçesinde telefon görüşmesinin bir uygulamayla kaydedildiği belirtiliyor. İddiaların doğruluğu konusunda ise henüz verilmiş bir yargı kararı bulunmuyor.
Ancak olayın dikkat çeken bir başka boyutu var.
Trabzon İl Emniyet Müdürlüğünün talebi üzerine Trabzon 1. Sulh Ceza Hâkimliğinin beş sosyal medya içeriği hakkında verdiği erişim engeli kararının tarihi 21 Eylül. Yani Ataman ile gazeteciler arasında yaşandığı ileri sürülen telefon görüşmesinden önce hukuki ve idari sürecin zaten başladığı anlaşıldı.
Bu kronoloji, “Ataman telefon açtı, ardından polisi gazetecilerin kapısına gönderdi” şeklindeki doğrudan neden-sonuç ilişkisinin şu aşamada kanıtlanmış olmadığını ortaya koyuyor.
‘TARTIŞMANIN TEMELİNDE ATAMAN’IN KARİYERİ VAR’
Trabzonx da tartışmanın Ataman’ın siyasi geleceği üzerinden itibarsızlaştırma maksadıyla yürütüldüğünü savunarak, yaklaşık bir ay önce yapılmış açıklamanın yeniden gündeme getirilmesinin zamanlamasına dikkat çekti. Yerel medyada yer alan yorumda şu ifadelere yer verildi:
Trabzon Büyükşehir Belediyesi önceki dönem Başkanvekili Atilla Ataman’ın, AK Parti Diyarbakır Milletvekili olan eşi Suna Kepolu Ataman’ın bir süre önce kamuoyuna yansıyan “Terörsüz Türkiye” sürecine ilişkin açıklamaları üzerinden hedef alınmaya çalışılması, Trabzon’da “Bu neyin hesabı?” sorusunu gündeme getirdi. Ortada yeni bir açıklama yok. Yaklaşık bir ay önce yapılmış bir değerlendirme var.
Üstelik söz konusu açıklamalar, iktidar milletvekillerinin yanı sıra muhalefet kanadından da farklı isimlerin “Terörsüz Türkiye” sürecine ilişkin yaptığı açıklamalarla birlikte değerlendirildiğinde, Ataman ailesini özel olarak hedef almanın gerekçesini de tartışmalı hale getiriyor.
Asıl dikkat çekici olan ise açıklamanın kendisinden ziyade, yaklaşık bir ay sonra yeniden servis edilme biçimi… Trabzon’da kendisini “gazeteci” olarak tanımlayan bazı kişilerin, eski bir açıklamayı yeniden gündeme taşıyarak Atilla Ataman üzerinden bir tartışma oluşturmaya çalışması, açık bir itibarsızlaştırma çabası olarak yorumlanıyor. Ancak burada önemli bir gerçek var: Atilla Ataman’ın Trabzon’daki karşılığını birkaç haber başlığıyla değiştirmek kolay değil.’
Gazeteci Osman Diyadin de X’teki sayfasında konuya değinerek şunları yazdı:
‘Yazmak zaruri oldu… Trabzon Büyükşehir Belediye Başkan eski vekili Atilla Ataman’ın hiç kimse milliyetçiliğini, vatanseverliliğini, bu devlete bağlılığını sorgulayamaz… Sorgulamaya dahi cüret edemez.. 40 yıldır iyi değil “çok iyi” tanıyorum… Hangi siyasi gelenekten geldiğini ve o geleneğe dünde bugünde bağlılığını çok iyi biliyorum..
… Cesur yürektir… Tek başına kaledir… Eğilmez, bükülmez… Biline..’
Gazetecilerin gece saatlerinde emniyete götürülmesinin gerekliliği ve yöntemi elbette ayrıca tartışılabilir. Ancak Atilla Ataman’ı polis operasyonunun arkasındaki isim gibi göstermeye yönelik iddiaların temeli çürük çıktı.
Bundan sonrası, telefon kaydının içeriği ve savcılık soruşturmasının ortaya çıkaracağı delillerle netleşecek gibi görünüyor.

